Tuesday, September 11, 2012

Sevgiyi hissettirmek/hissetmek

Bakiyorum da 3 aydir yuzune bir seyler karalamamisim sayfamin...acikcasi bugun eve gelirken bu durum aklima takildi: bu durumun sebebi daha dogrusu sebepleri. Saniyorum Aydogan'in gelisi, is yerinin yavas yavas yogunlasmasi, bazi stresli gunler vs derken asil soru aklima takildi: beni deli gibi sevindiren, olmadik zamanda gulumseten, hayata dair umutlarimi arttiran hic mi bir olay olmamisti? Hic mi bir ayrintiya rastlamamistim bu surecte? Bu durumun ustunde biraz  dusunmem aslinda hic bir olaya ya da detaya rastlamamis olmamin aslinda o kadar da rastlantisal olmadigini anlamama yetti. Yapmis oldugum kesiflere gore ben bu gecen zaman dilimi icerisinde sevgi verme ve insanlari mutlu etme cabalarinin sarhoslugu icerisinde sevgi kelebegi modunda ucmaya calisiyormusum ve aslinda beni rahatlatacak, huzura kavusturacak tek bir mutlulugun, tek bir sahnenin pesinde degilmisim. Tabi bu cabalardan her zamanki gibi en cok nasiplenen zat-I alileri Aydogan bey olsa da herkesi nasiplendirme cabasi icinde oldugumu da yadsiyamayacagim acikcasi. Bu surecin tetikleyicisi hic suphesiz ki 1,5 Aylik bir ayriliktan sonra Aydogan'in yuvaya donusu ancak biraz zaman icerisinde yolculuk yapip gerilere bakinca bu gibi özgeci olma durumunun bana ara ara gidip geliyormus (yeni yeni farkediyorum). Bu surecte, insanlarin gozlerinde gordugum isilti, yuzlerindeki tebessum belki de icimi isitan 100 film karesinden daha sicak ama bu surec ayni zamanda daha zor daha cetrefilli. Bazen en yakinindakine bile kendini anlatmakta zorlanabiliyor, yanlis anlasilabiliyor ya da anlasilabilemiyorsun. Ama olsun Beklenmeyen bir tesekkur, hissetigin sana guvenilme duygusu, samimiyet, ve icten bir tebessum her seye degiyor.

özgeci 
sıfat
sıfat Kişisel yarar gözetmeksizin başkasına yararlı olmaya çalışan (kimse), diğerkâm

Sunday, June 10, 2012

New York Meraklisi/ Sevdalisi


Sandvicimi yerken bana eslik eden amca
Yeni isime basladigimdan beri Hali hazirda varolan New York sevgimin katlanarak artmaya devam ettigini ve hatta bu sehrin beni inanilmaz mutlu ettigi gercegini yadsiyamayacagimi farkettigim bu hafta, bloguma sadece ve sadece New York'la ilgili bir bolum ekleme vaktinin geldigini anladim. Sabahlari artik gec uyanamadigimdan bu Sabah da 7:30 civari uyandim. Evde yapmam gereken ufak tefek isleri halletikten sonra (biraz da hasta yataginda gecen, gecen haftasonunun acisini cikarmak istercesine) haftasonunu disarda gecirme karari almamla plan yapmaya baslamam bir oldu. Plan falan dedigime inanmayin tabi ortada Amerikali ya da Avrupali bakis acisiyla dusunulmus bir plan yok. Bizdeki "gelin ata binmis ya nasip demis" (umarim dogru yazmisimdir atasozunu) anlayisiyla bir plan var. bir metroya binip kendimi sehre atayim da artik gerisinde ruzgar beni nereye gotururse dedim ve planladigim tek sey olan central parkta yemek uzere hazirladigim balikli sandvicimi de yanima alip dustum yollara. Sabah erken kalkmanin kacinilmaz sonucu olarak Manhattan'a vardigimda coktan acikmistim bile ve hemen solugu Central Park'ta alip, tunedim bir tasin ustune ve etrafimdaki cocuklarin kosusturmasi, sevgililerin koklasmasi, kopek havlamalari, uzaktan duyulan muzikler ve parasiz oldugu her halinden belli ama yine de guzel gunun tadini cikarmak isteyen orta yasli amcanin da sandvicini yemesini izleyerek afiyetle sandvicimi yedikten (ve bir guzel karnim doyduktan) sonra tunedigim tasin aslinda stratejik acidan da iyi bir mekan oldugunu farketmemle orada biraz daha zaman harcamaya karar verdim. Bir yandan da ipadimde gazete falan okuyup yeralan uzucu haberlere canim sikilirken etrafimdaki her milletten (hatta bir cogu melez) cocugun nese icerisinde kosusturmasini seyrettikce, cigliklarini, gulusmelerini duydukca aslinda dunyada hicbir zaman umudun kaybolmayacaginin sinyallerini aliyor, derin bir nefes daha cekip icime, mutlu oluyorum. Tunemekten bir yerlerimin agridigini aciyla farkedip gezinmeye basliyorum bos bos (planimin olmadigini soylemistim degil mi?). Duydugum her muzik sesini takip ediyor, her kalabaligin pesine takiliyor, park performanslarini seyrediyor, bir adamin iple kopukten yaptigi devasa baloncugu seyredip mutlu oluyorum. Haftaicinin kirliliginden, insani ferahlatan ruzgarin tenime her carpisiyla biraz daha temizleniyor, hafifliyorum. Bu sehirde yalniz kalmaktan gocunmuyorum. Belki de bazen bilakis zevk aliyorum (tamam bunu her zaman hissetigimi soyleyemem ama kendisiyle vakit gecirmeyi seven bir insan olarak bu sehir inanilmaz guzellikte bir sehir). Eminim yalnizliktan haz etmeyenler icin de ayni guzellikte bir sehirdir burasi, cunku sen yalnizligi istemli olarak secmezsen kendi kafana gore birini bulma ihtimalinin %97 olmasi muhtemel bir sehir (bu konuda ciddiyim). Kendi milletinden degilse de baska milletten buluyorsun kesin. Bu sehrin cesitliligini, cesitliligindeki guzelligini, cirkinligini; guzellerindeki cirkinligi, cirkinlerindeki guzelligi seviyorum. Ilk sene geldigimde yine central parkta dolasirken, Turkiye'den kalma bir aliskanlikla yanimdan (kucuk buyuk farketmeksizin) her gecen kopekten korktugumu, yanlarindan 2 metre uzaklastigimi hatirlayip, bu manzarayi gormus (sokak kopekleriyle temas etmemis) bazi Amerikalilarin gunlerini senlendirdigimi dusunup yine mutlu oluyorum. Su anda kopeklerin sevimliligine, bazen sapsalligina bakip guluyorum. Bu sehirde (ulkede) sokak kopegi olmamasini da seviyorum (her ne kadar dogal ortamlarinin, hayvanlik ozelliklerinin yok edildigini dusunup uzulsem de bu konuda korkum acima duyguma galip gelip o kadar da uzulemiyorum). Burdaki insanlarin surekli bir seylerin pesinde olmalarini, bos durmamalarini, kurallara uymalarini, yabancilara karsi garip hosgoru anlayislarini, buraya gelmeden once karsilasmayi beklemedigim (muhtemelen onyargimdan) iyi niyetlerini seviyorum. Biraz kabul etmekte zorlansam da her seyi showa donusturup deger vermelerini bile sevmeye basladim. 
 Evsiz Gorunumlu, Sudoku Cozen, Akil Sagligindan Suphelendigim, Yufka Yurekli Siyahi 
Blogumu ipade alirken bana en az
 yarim saat  eslik Guvercincik
 Gecen gun is cikisi gunun yorgunlugu uzerimde metroya biniyorum. Oturulacak tek yer olan, evsiz gorunumlu bir siyahinin yanina cekinerek oturuyorum. Bir de bakiyorum ki dogrulariyla yanlislariyla sudoku cozuyor, bu beklemedigim goruntu karsisinda hafif bir tebessum geliyor suratima, yol ilerledikce bagirarak sarki soylemeye basliyor, her halde biraz problemli diye dusunup rahatsiz olmaya baslamisken, iceriye para isteyen bir evsiz giriyor, yanimdaki hic dusunmeden cebinden cikarip bir birlik uzatiyor evsize, kendi halini dusunmeden. Ardindan diger insanlar da kimi ceyreklik, kimi ekmek, icecek ne varsa vermeye basliyorlar. Yanimdakinin ilk hamleyi yapmasi ve oncesindeki elemanla ilgili dusuncelerim hem sasirtiyor, hem sevindiriyor hem de biraz mahcup ediyor beni ama en cok da yorgunlugumu unutturup, dinlendiriyor. Meyvelerin tadinin olmamasini, insani surekli fast foodun kollarina atmaya calismasini ya da bazi yollarin surekli paraya cikmasini bir yana birakirsak, seviyorum bu sehri: insanlasmis kopeklerini, futursuzlugunu, hareketliligini ama en cok da cesitliligini.

Saturday, May 12, 2012

Bahar sevinci

Bahari kucuklugumden beri her seyiyle sevdim: Yesil can erigiyle, caglasiyla, yagmuruyla, hidrelleziyle... Ne zamandir bu konularda yazmak istiyordum blogumma AMA bir turlu kismet olmadi. Ev telasi, is telasi, es telasi derken bugune kadar erteledim yazmayi fakat herhalde bugun bir seyler yazmazsam icimdeki sevgi patlamasinin beni bitirecegini dusunmeye basladigimdan o kadar Ev toplama telasinin icinde 2 satir da olsa yazma ihtiyaci hissettim. Ozellikle su son 2-3 gunde yasadigim olaylar icimdeki yasama sevincini katmerlemeye yetti. Yeni evimiz boyanip temizlenince cok sirin olmus olmasi -kucuk AMA sirin- tam sirinlerin evi gibi yani Bunun haricinde cumartesi gunu yani bugun aksam da olsa eve tasinma heyecanina esimin calisma izninin elimize ulasmasi, Benim American ehliyetimi postada gormem, gergin gecen GS-FB macinin sonucunda GS'nin sampiyon olmasi ve Ayrica Mexican restoranindan aldigimiz gunun spesiyal quesadilla sinin cok lezzetli cikmasi eklenince sevgi kelebegi modunda etrafta dolasmamam icin hicbir neden goremiyorum. Hayati daha da seviyorum.

Thursday, March 29, 2012

new generation ...d (yeni nesil ...d)


Bu haftaki yazim gecen hafta biraz ipucunu verdigim, T9 gibi bir ozelligini nasil kapatacagimi bilemedigim icin arada sacma sapan yazim hatalari yapmama sebep olan, henuz butun ozelliklerini master edemedigim, ancak kisa zamanda (daha 2 hafta bile olmadi) hayatimda buyuk bir yer edinmeyi basaran, beni mutluluktan ucuran, esimle zaman zaman ugruna mucadele ettiren, dahiyane bir adamin dahiyane bulusu: tabiki de ipadden bahsediyorum. Ustune belki de sayfalarca methiyeler duzebilecegim bir alet bu. Teknolojik aletlerle arasi iyi olmayanlar ya da meraklisi olmayanlar "Amma da abartiyorsun yahu" diyebilirler pekala. Acikcasi Ben de bu kadar baglanacagimi tahmin etmiyordum ama olmaz demeyin oluyormus. Yakinda "sapkasiz cikmam abi" diyen Mazhar Alanson gibi ben de "ipadsiz cikmam abi" ya da "ipadsiz kendimi ciplak gibi hissediyorum" demeye baslamaktan korkuyorum :). "O kadar mi" da demeyin o kadar. Bu minnacik gibi gorunen alet laptop, fotograf makinesi ve mp3 calar islevinde ama hepsinin ozelliklerini bir arada topladigi, tasimasi kolay oldugu ve zarif gorundugu icin makineler ustu bir makina, über machine.


Gelelim bunu almaya karar verme hikayemize. Aslinda uzun bir zamandir planliyorduk ama hep erteleyip duruyorduk. Yok iste eve tasinalim, biraz daha paramiz olsun, vay efendim aciliyeti yok vs. vs. Gecen haftalarda anlattigim Ev avimizin husranla sonuclanmasi, ustune bir de melek sandigimiz Ev sahibimizin temmuz ayindan once (kira kontrati bitim tarihi) evden tasinirsaniz size kalan aylarin parasini odetmekle kalmayip ustune bir de kontrati bozdugunuz icin ayri bir para isteme hakkim var, depozitoyu Falan da unutun deyince, moralimiz altust oldu tabiki de. Zar zor dayandigim yol cilesi daha da cekilmez bir hal almaya baslamisti ki esim hemen apple store'a gidip beyazindan bir iPad kapip gelmis, yol izdirabimi bir nebze de olsa dindirebilmek icin (tabi ipadle kurmus oldugu duygusal bagi dusundugumde Benim yol izdirabimi dindirmenin yegane amaci olmadigi da asikar). Esim ipadi aldiktan sonra benim kutuyu acarken ne kadar mutlu olacagimi dusunup sagolsun kutuya dokunmadan (eminim Benim eve gelmemi beklemek biraz zor olmustur) yatagin ustune birakmis. Eve geldigimde, kutuyu acilmamis bir sekilde oylece yatagin ustunde dururken gordugumde kalbim kut kut atsa da, Ev olayina moralim bozuk oldugu icin bir sure dokunmadim icimden gelen o dayanilmaz arzuya inat AMA bu inatlasma nefsime yenik dustu ve pandoranin :) kutusu acildi. Apple hesabi olusturma, sifre bulma, teknik birkac bir sey ayarlama derken saatlerin gectigini farketmeden, detaya bile inemeden, kapatip uyumak zorunda kaldim. Ertesi gunler daha heyecanliydi tabiki, yavas yavas kesfetmeye basladik mekanizmayi, farkli appler indirip onlari inceledik, hayranlik duyduk, oyun oynadik, photo booth da sacma resimler cekip cok eglendik, sesli komut verip dikte ettirdik, yazdik, cizdik, dinledik, izledik, kaydettik, paylasamadigimizda kavga ettik, ertesi gun ipadin hakimi olabilmek icin stratejiler gelistirdik, kendimizi acindirdik, merhamet bekledik, hicbiri ise yaramazsa azicik cirkeflestik :). Mucadelemiz cetin gecse de ipadden hic vazgecmedik. Birlikte kullanmanin pek de mumkun olmadigini anlayinca esim kendi bagimsizligini kazanmak adina kendisinin de ayri bir ipade ihtiyaci olduguna dair kulislere basladi bile ama onun bu hakli mucadelesinin ne zaman bagimsizliga donusecegini Allah bilir.

Belki ilerleyen zamanlarda bu aletin nasil bagimlilik yaptigina, gittigim toplantilarda ne kadar faideli olduguna, is emailini disaridan da takip edebilmenin mutluluguna dair daha ayrintili bir yazi yazarim fakat simdilik sizi sikmaya baslamadan tadinda birakayim diyorum.

Sunday, March 25, 2012

Derbilerin derbisi

       Biliyorum gundemi bir hafta geriden takip ediyorum ama bu arada yeni guzel seyler farkediyorum etrafimda. Bu yuzden mazur gorunuz deyip Hemen basliyayim gecen haftanin heyecan verici olayina: derbilerin derbisi, galatasaray vs. fenerbahce. Esimle beni 2-3 gun onceden sarmaya baslayan heyecaniyla cuma gunu, derbi arefesi gelip catti nihayet. Aksam eve geldigimde Yemek hazirlanmis, sofra kurulmus (bu da ayri bir mutluluk verici bir detay orasi ayri hatta baska bir yazi konusu bile olabilir neyse konumuzdan cok da sapmadan devam edeyim) derbinin heyecanina daha da ortak olabilmek adina ligtvde 21 program acilmis, onceki derbilerden derlenmis en guzel 21 golu izlemeye baslayip iyice giriyoruz derbi moduna. Efsane gs'li Ceyhun Yilmaz'in sunuculuguna (kucukken radyo programini da bayila bayila dinlerdim test cozerken- nasil yapiyoduysam artik) bir de Umit Karan'in esprileri eklenince bir an once Mac zamaninin gelmesini istedigimi farketmisken, esimden bomba gibi fikir "acaba erkenden uyuyup hemen Sabah olsa mi daha cabuk gelip mac zamani yoksa olabildigince gec uyuyup mac zamaninda kalkmak mi daha karli olur?". Onun da Benim gibi ayni heyecani paylasiyor olmasi ayri bir keyif katti heyecanima. Tabi Galatasaray bu sene bu kadar iddiali olmasaydi o kadar sabirsizlanirmiydim bu mac icin orasini kestirmem zor ama sunu itiraf edeyim ki bu sene sanki daha bir hevesle bekledim macin baslama saatini. 21'de sira 2003'teki GS'nin FB'yi yendigi maca gelince esim her zaman bu maca dair bir goruntu izledigimizdeki klasik cumlesini kuruveriyor "o kadar da cagirmistim seni maca ama gelmedin oysa cok guzel olmustu.". Bende keske Ali Sami Yen yikilmadan once keske bu firsati kacirmasaydim diye geciriyorum icimden, daha sonra gozlerimin kale arkasinda kendimi aradigi, Mondragonun devlesip ona olan hayranligimi arttirdigi, Olimpiyat Standindaki Efsane Kupa macina geliyor sira ve o zamanki heyecani yine hissediyorum icimde. 
Kucukkene
GS heyecanini doruklarda
 yasarkene

 Sabah kalkiyoruz,spor programlari esliginde gunun sanina yakisir bir kahvaltinin ardindan Mac saati geliyor. Ilk dudukle beraber beni bir stres basiyor sanki erken yiyecegimiz golleri hissetmisim gibi. Melo'ya haksizlik yapilan pozisyondan sonra eyvah simdi yandik diyorum kesin kirmizi kart ve gol olacak sonra da bu fener ustune yatacak bu golun. Neyseki kirmizi kart yok ortalikta fakat Ilk 25 dakika ve 2 gol... kalbime agir geliyor bu 2gol artik nasil uzulduysem basliyorum elimdeki yastigi sikmaya. Esim sakinlestirmeye calisiyor sakin ol bu mac boyle bitmeyecek bak gor diyor. Her ne kadar soylediklerine inanmak istesem, bizimkilerin ne kadar iyi ve baskin oynadigini bilsem de acaba demekten kendimi alikoyamiyorum. Maci izlemektense mutfaga gidip stresimi azaltacak bir seyler hazirlamaya baslamisken esimden bir sevinc cigiligi hemen donuyorum odaya ve ilk gol gelmis, basliyorum hop hop ziplamaya :). Ikinci yari ve bizimkiler rakibi hapsetmis yari sahalarina icim kipir kipir hadi diyorum hadi. Hop tour up hop kalkiyorum her atakta ama olmuyor bir turlu gelmiyor o Ikinci gol. Neyseki 80. Dakika civari Ikinci gol geliyor ve biraz Olsun rahat nesef almaya basliyorum macin basindan beri. 3.gol olabilitesi 90. Dakikaya kadar surse de gelmiyor gelemiyor 3. gol. icimde buruk bir sevinc ancak 2-0'dan 2-2'ye gelmenin heyecani en hareketli action filmlerinde bile zor yasayacagim bir heyecani yasatti. Bilmiyorum farkettiniz mi ama arada gereksiz buyuk harfler ya da yazim hatalari var. BIr sonraki yazim bu Benim disimda gelisen AMA bir yandan da su son bir haftadir ayaklarimi yerden kesen :) (tamam daha o kadarini yapamiyor abartmiyayim mucizevi cihazla ilgili olacak.

Sunday, March 18, 2012

ev avı 2 (house hunting 2)

Nerde kalmıstık masalımızda;


Prensesin sihirli belgeyi bulup gondermesi gerekiyordu ama hikayenin devami cok sevindirici, mutluluk verici bitmedigi icin masalimiz burda sona ermistir. Hadi simdi herkes uykuya :) 



Sunday, March 11, 2012

Ev avi (house hunting)

Bu hafta uzerine yazmak istedigim konu, basliktan da tahmin edilebilecegi gibi nereye gidecegini bilmedigimiz ev arayisimiz. Aslinda bu konuyu taze taze gecen hafta pazar gunu yazmakti niyetim ama o kadar yorgundum ki yazmaya bile takatim kalmamisti ne yazik ki. Buradaki ev bulma islemi baslikta da yazdigim gibi gercekten de av kivaminda gerceklesiyor. Biliyorum ev arama, bulma islemi Turkiye`de de zor ama burda resmen buram buram serbest piyasa ekonomisini, ekonomiyle ilgili her alanda oldugu gibi, hissediyorsun. Neyse lafi cok da dolandirmadan ev maceramizi anlatmaya koyulayim:


Bir varmis bir yokmus, coook uzak diyarlarda guzel mi guzel bir prenses ve yakisikli mi yakisikli bir prens varmis. Bu mutlu mu mutlu cift kucucuk bir kasabada, simsicak yuvalarinda, huzurlu mu huzurlu bir sekilde yasarken, prenses butun gun evde oturmaktan sıkılmaya basladıgını, hep ismini duydugu buyuk sehri cok merak ettigini ve orada calismaya baslamak istedigini soylemis prensine. Ilk once canı bu ise sıkılsa da prensin, kıramamıs guzel prensesin istegini ve razı olmus istemeye istemeye. Gel zaman git zaman prenses, kucuk kasabanin hem isine uzak, hem buyuk sehre gore sıkıcı oldugundan bahsetmeye, yeni kıyafetlerinin evlerine sigmadigindan sikayetci olmaya baslamis. Prens, hergun ayni sozleri dinlememek icin ve biraz da prensesin her zaman bahsettigi buyuk sehri merak ettigi icin, prensese `ev bulmak icin ayarlamalara basla onumuzdeki ay tasınalım` deyivermis. Prensesi buyuk bir heyecan sarmıs cunku daha once boyle bir ise hic girismemis ve daha buyuk bir evinin olma fikri icini kıpır ediyormus ancak ev bulma sureci hic de kolay bir surec degilmis buyuk sehirde. Once randevular almak gerekiyormus emlakci denilen, seytana bile pabucunu ters giydirebilecek aracilardan, daha sonra onlarin guzel sozlerine kanmadan gordugu evleri objektif bir sekilde degerlendirmesi ve kararini verdikten sonra asil sancılı basvuru surecine baslamaları gerekiyormus. Ayrica, baska bir sorun daha varmis. Prens ve prensesin kucuk kasabada cok paraya ihtiyacı yokken buyuk sehirde adım attıgın yer para istiyormus, basvuru parasi, emlakci parasi, depozito vs vs... Prenses, bu surecten prens kadar tedirgin olsa da bu tedirginligini belli etmemeye calisiyormus prensine cunku prensin bu isten vazgecmesinden korkuyormus. 


[NY OPEN]Kew Gardens adi verilen sehre cok yakin ama ayni zamanda sehrin kesmekesinden ve tehlikelerinden uzak hem de sehir kadar pahali olmayan sihirli bir bolge varmis. Burası tehlikeden uzak durmaya calisan, caliskan ve cogu saygili, bilge insanlariyla nam salmis bir memleketmis. Prenses, baslamis buradaki emlakcilardan randevu almaya. Pazar gunu saat 11`e, 12`ye, 1`e almis randevularini ve pazar gunun gelmesini sabirsizlikla beklemeye baslamis. O gun gelip cattiginda sabah erkenden uyanip prensle beraber dusmusler yollara. Saat 11`de onlari genc, saygili, dakik bir emlakci karsilamis elinde 3 guzel ev varmis. Prenses en cok 2. evi begenmis cunku hem evin parkeleri, hem mutfak dolaplari yeni hem de iceriyi gunes butun sicakligiyla aydinlatiyormus. Ardindan internette hep gordukleri `kings and queens` evleri denilen evlerden 2 daireyi gormeye gitmisler baska bir emlakciyla. Prenses cok heyecanlanmis kral ve kralicelere layik olmali ki bu evler `kings and queens` denilmis olsun diye dusunmus icinden.  Bu emlakci cok tatli, icten bir kizmis ama evler yuzune bakilacak turden degilmis. Cok buyuk hayal kirikligina ugramis prenses. Ardindan baska bir emlakciya gitmisler. Oradaki emlakci, prensesin memleketinden baska bir kadini onlara yardimci olmak icin cagirmis. Kadin cok konuskanmis, prensesin aklini surekli karistirip duruyormus gosterdigi evlerde. En sonunda ilk emlakcinin gosterdigi aydinlik evi gostermis prensle prensese ve ustune ben size biraz da fiyatta indirim yaparim deyince dusunmeden kabul etmis genc ciftimiz ama hic haberleri yokmus ki asil mesele bundan sonra basliyormus. Hemen gitmisler ofise baslamislar formlari doldurmaya ama form doldurmalari yeterli olmuyormus  kredi gecmisleri de olmayinca prensle prensesin, bir de kefil bulmalari gerekiyormus. Neyse onu da buluruz demisler ama istedikleri kefilin olaganustu bir ekonomik gucu olmasi gerekiyormus. Olaganustu olmasa da normal guclu bir kefil gostermisler ama yetmemis. Ellerinde varolan hatta olmayan butun belgeleri getirmeleri gerekiyormus. Istenilen butun belgeleri vermelerine ragmen o evi tutma sanslari yine de %50`den yukari cikmiyormus. Prens bu durumdan tedirgin oluyormus cunku simdiki ev sahibine biz ayin sonunda evden cikiyoruz diye soz vermis ve ortam gittikce geriliyormus. Prenses her ne kadar umutsuzluga kapilmak istemese de ici icini yemeye baslamis gun gectikce. Emlakci son bir sihirli belge getirin belki bu belgeyle apartman yonetimini buyuleyebiliriz demis ciftimize. Bu belgeyi ancak prenses getirebilirmis ama bu belgeyi isteyecegi kisinin boyle bir belgeyi daha once hazirlayip hazirlamadigini bilmiyormus ama yine de denemekten cekinmeyecekmis prenses cunku o eve tasinmayi cok istiyormus. 


Masalimizin devami yarin prenses belgeyi aldiktan sonra....