Sunday, June 10, 2012

New York Meraklisi/ Sevdalisi


Sandvicimi yerken bana eslik eden amca
Yeni isime basladigimdan beri Hali hazirda varolan New York sevgimin katlanarak artmaya devam ettigini ve hatta bu sehrin beni inanilmaz mutlu ettigi gercegini yadsiyamayacagimi farkettigim bu hafta, bloguma sadece ve sadece New York'la ilgili bir bolum ekleme vaktinin geldigini anladim. Sabahlari artik gec uyanamadigimdan bu Sabah da 7:30 civari uyandim. Evde yapmam gereken ufak tefek isleri halletikten sonra (biraz da hasta yataginda gecen, gecen haftasonunun acisini cikarmak istercesine) haftasonunu disarda gecirme karari almamla plan yapmaya baslamam bir oldu. Plan falan dedigime inanmayin tabi ortada Amerikali ya da Avrupali bakis acisiyla dusunulmus bir plan yok. Bizdeki "gelin ata binmis ya nasip demis" (umarim dogru yazmisimdir atasozunu) anlayisiyla bir plan var. bir metroya binip kendimi sehre atayim da artik gerisinde ruzgar beni nereye gotururse dedim ve planladigim tek sey olan central parkta yemek uzere hazirladigim balikli sandvicimi de yanima alip dustum yollara. Sabah erken kalkmanin kacinilmaz sonucu olarak Manhattan'a vardigimda coktan acikmistim bile ve hemen solugu Central Park'ta alip, tunedim bir tasin ustune ve etrafimdaki cocuklarin kosusturmasi, sevgililerin koklasmasi, kopek havlamalari, uzaktan duyulan muzikler ve parasiz oldugu her halinden belli ama yine de guzel gunun tadini cikarmak isteyen orta yasli amcanin da sandvicini yemesini izleyerek afiyetle sandvicimi yedikten (ve bir guzel karnim doyduktan) sonra tunedigim tasin aslinda stratejik acidan da iyi bir mekan oldugunu farketmemle orada biraz daha zaman harcamaya karar verdim. Bir yandan da ipadimde gazete falan okuyup yeralan uzucu haberlere canim sikilirken etrafimdaki her milletten (hatta bir cogu melez) cocugun nese icerisinde kosusturmasini seyrettikce, cigliklarini, gulusmelerini duydukca aslinda dunyada hicbir zaman umudun kaybolmayacaginin sinyallerini aliyor, derin bir nefes daha cekip icime, mutlu oluyorum. Tunemekten bir yerlerimin agridigini aciyla farkedip gezinmeye basliyorum bos bos (planimin olmadigini soylemistim degil mi?). Duydugum her muzik sesini takip ediyor, her kalabaligin pesine takiliyor, park performanslarini seyrediyor, bir adamin iple kopukten yaptigi devasa baloncugu seyredip mutlu oluyorum. Haftaicinin kirliliginden, insani ferahlatan ruzgarin tenime her carpisiyla biraz daha temizleniyor, hafifliyorum. Bu sehirde yalniz kalmaktan gocunmuyorum. Belki de bazen bilakis zevk aliyorum (tamam bunu her zaman hissetigimi soyleyemem ama kendisiyle vakit gecirmeyi seven bir insan olarak bu sehir inanilmaz guzellikte bir sehir). Eminim yalnizliktan haz etmeyenler icin de ayni guzellikte bir sehirdir burasi, cunku sen yalnizligi istemli olarak secmezsen kendi kafana gore birini bulma ihtimalinin %97 olmasi muhtemel bir sehir (bu konuda ciddiyim). Kendi milletinden degilse de baska milletten buluyorsun kesin. Bu sehrin cesitliligini, cesitliligindeki guzelligini, cirkinligini; guzellerindeki cirkinligi, cirkinlerindeki guzelligi seviyorum. Ilk sene geldigimde yine central parkta dolasirken, Turkiye'den kalma bir aliskanlikla yanimdan (kucuk buyuk farketmeksizin) her gecen kopekten korktugumu, yanlarindan 2 metre uzaklastigimi hatirlayip, bu manzarayi gormus (sokak kopekleriyle temas etmemis) bazi Amerikalilarin gunlerini senlendirdigimi dusunup yine mutlu oluyorum. Su anda kopeklerin sevimliligine, bazen sapsalligina bakip guluyorum. Bu sehirde (ulkede) sokak kopegi olmamasini da seviyorum (her ne kadar dogal ortamlarinin, hayvanlik ozelliklerinin yok edildigini dusunup uzulsem de bu konuda korkum acima duyguma galip gelip o kadar da uzulemiyorum). Burdaki insanlarin surekli bir seylerin pesinde olmalarini, bos durmamalarini, kurallara uymalarini, yabancilara karsi garip hosgoru anlayislarini, buraya gelmeden once karsilasmayi beklemedigim (muhtemelen onyargimdan) iyi niyetlerini seviyorum. Biraz kabul etmekte zorlansam da her seyi showa donusturup deger vermelerini bile sevmeye basladim. 
 Evsiz Gorunumlu, Sudoku Cozen, Akil Sagligindan Suphelendigim, Yufka Yurekli Siyahi 
Blogumu ipade alirken bana en az
 yarim saat  eslik Guvercincik
 Gecen gun is cikisi gunun yorgunlugu uzerimde metroya biniyorum. Oturulacak tek yer olan, evsiz gorunumlu bir siyahinin yanina cekinerek oturuyorum. Bir de bakiyorum ki dogrulariyla yanlislariyla sudoku cozuyor, bu beklemedigim goruntu karsisinda hafif bir tebessum geliyor suratima, yol ilerledikce bagirarak sarki soylemeye basliyor, her halde biraz problemli diye dusunup rahatsiz olmaya baslamisken, iceriye para isteyen bir evsiz giriyor, yanimdaki hic dusunmeden cebinden cikarip bir birlik uzatiyor evsize, kendi halini dusunmeden. Ardindan diger insanlar da kimi ceyreklik, kimi ekmek, icecek ne varsa vermeye basliyorlar. Yanimdakinin ilk hamleyi yapmasi ve oncesindeki elemanla ilgili dusuncelerim hem sasirtiyor, hem sevindiriyor hem de biraz mahcup ediyor beni ama en cok da yorgunlugumu unutturup, dinlendiriyor. Meyvelerin tadinin olmamasini, insani surekli fast foodun kollarina atmaya calismasini ya da bazi yollarin surekli paraya cikmasini bir yana birakirsak, seviyorum bu sehri: insanlasmis kopeklerini, futursuzlugunu, hareketliligini ama en cok da cesitliligini.